Devrimci Parti MYK, 15-16 Haziran şanlı işçi ayaklanmasının 48. yıl dönümünde resmi bir açıklama yayınladı. Yayınlanan açıklamada 15-16 Haziran direnişinin önemi ve işçilerin  hala o potansiyeli taşıdığı vurgulandı.

Açıklamanın tam metni;

 

Yeni 15-16 Haziranlar için ileri! 

48 yıl önce, hızla yayılan ve büyüyen sendikal örgütlenmeyi ve öncülüğünü üstlenen DİSK’i alenen yok etmeyi amaçlayan bir yasa tasarısı sunuldu hükümet tarafından meclise. Buna karşı yaşanan 15-16 Haziran başkaldırısı, gerek işçi hareketinde gerek toplumsal mücadeleler tarihinde önemli dönüm noktalarından birini yaratmıştır. 15-16 Haziran 1970 tarihinde İstanbul ve Kocaeli bölgesinde hayatın normal akışı kesintiye uğratılıp, kitleselliği ve görkemiyle bir işçi fırtınası yaşanmıştır. O şanlı günlerde sadece fabrikalarda üretim değil hayatın olağan akışı da durdurulmuştur.

15-16 Haziran eylemi, işçilerin sendikal haklarını ve DİSK’i savunmak için DİSK’in kararı ve onayı ile başlamıştı. Ne ordunun ne tankların, tüfeklerin ne de polis barikatlarının gücü yetmedi bu kadın-erkek işçi selini durdurmaya, işçiler devletle doğrudan çarpıştı. Kıyasıya militanca çatışan işçiler, iki gün boyunca İstanbul sokaklarını ele geçirdi. Bu topraklar, sokaklar ilk kez böyle bir gücün, birleşen, büyüyen, devleşen gücün ayak seslerini duydu. İstanbul’un birçok yerinde, meydanlarında çatışmalar yaşandı. Kadın- erkek işçilerin barikatları zorladığı, aştığı çatışmalarda üç işçi kardeşimiz hayatını kaybetti. Bu fırtınanın en önünde mücadele eden kadınlardı. Dünya mücadeleler tarihine baktığımızda da sınıfın kaderini tayin eden eylemlerde kadınları yine en ön safta görüyoruz. 1871 Paris Komünü’nde barikatlardaki kadın komünarları, 1857’de ABD’deki tekstil işçilerinin 8 Mart’taki büyük direnişi, yine Rusya’da 1917 Şubat Devrimi’ni başlatan kadın tekstil işçilerinin eylemleri ilk akla gelen örnekler arasında yer alıyor.

Bu yaşanan işçilerin eylem birliğiydi, sınıf karşıtına, düzene bir başkaldırıydı. 15-16 Haziranda dostuna, düşmanına haykırdı sınıf kardeşlerimiz işyerlerinde, sokaklarda, barikatlarda; ‘Vardık, Varız, Var olacağız’ diye.İşçilerin iki günlük direnişi sonucunda ise hükümet DİSK’i kapatacağı yasayı geri çekmek zorunda kaldı.  İşçi sınıfı birliğinin ve eyleminin gücüyle yasayı engelleyerek burjuvazinin korkusu olan günleri ona yaşatarak ilk kez siyasi bir başarı da kazanmış oldu. 15 -16 Haziran başkaldırısı, sınıfın kendi öz örgütüne sahip çıkma direnişidir yani ekonomik yada sosyal baskılardan kaynaklı bir kalkışmadan daha çok politik ve kendisi için sınıf olma konusunda daha ileri bir adımdır bu kalkışma.

O kalkışma günlerinde işçi sınıfı neredeyse İstanbul’u işgal etmiştir. 15-16 Haziran kalkışması sadece üretimi durdurmanın değil yaşam alanlarında, şehirde, ulaşım, dolaşım ve ticaretin yollarını kesmenin de taktik olarak ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Bu anlamıyla 15-16 Haziran kalkışması kelimenin en geniş ve kapsayıcı anlamı ile üretimden gelen gücün kullanılmasının pratikteki örneğidir. Aynı zamanda yarattığı etki, özgüven ile işçi hareketinin yükselmesini, politikleşmesini sağlamış ve faşizme ihtar eylemleri, antifaşist direnişler ve yüzlerce grev, işgal, görkemli 1 Mayıslar yapılmasını sağlamıştır.  15-16 Haziran kalkışması işçi sınıfının sosyalist hareketi içindeki rolü, kapasitesi, niceliği, toplumsal dönüşümler ve devrim stratejisindeki yeri konusunda da var olan tartışma ve duraksamalara adeta noktayı koymuştur.

Sınıf mücadeleleri ne kadar “tarih” ten silinmeye, gizlenmeye çalışılsa da toplumların silinemeyen bir hafızası vardır. Kısmen 89 bahar işçi eylemlerinde, kısmen Gezi’de bu hafızanın canlandığını ve aynı başarıda olmasa da taktiklerin uygulanmaya çalışıldığını gördük. Bugün sermayenin neoliberal saldırısı ve OHAL ile kazanılmış haklarını bir bir kaybeden, üzerinde ağır baskı bulunan ve yasalarla kıskaç altına alınan işçi sınıfı hala direnişler, eylemler yapabiliyorsa Flormar işçisi direnişci kadınlar gibi, 15-16 Haziran başkaldırısının açtığı yol sayesindedir.

Son yıllarda tüm baskılara, yasaklamalara rağmen değişik nedenlerle yapılan, tekil de olsa bir işçi eyleminin, direnişinin olmadığı gün neredeyse yok gibidir. Ama şu bir gerçektir ki işçi sınıfı ‘sınıf’ olarak toplumsal siyasi sahneye henüz çıkmamış, ağırlığını koymamıştır. Günümüzde, kurumsallaşan faşizmin hızla amacını gerçekleştirmeye yönelik uygulamalarını artırdığı tespiti ile ‘birlik’ çağrıları yapılıyor.  Biliyoruz ki faşizme karşı bir cephe, blok ihtiyacının dillendirildiği şu günlerde içinde işçi sınıfının ilerici kesiminin olmadığı bir antifaşist cephe-blok düşünülemez. Yine herkes toplumdaki kutuplaşmadan, bölünmeden söz ederken bilinmelidir ki bu kutuplaşmanın son bulması da işçi sınıfının birleştirici gücündedir.

Egemenlerin sınıfın örgütsüzlüğünden faydalanarak yaptığı saldırılar sonucu bugün sınıf daha dağınık, daha güçsüz. Her geçen gün çıkartılan yasalarla işçiler kölelik derecesinde çalışma koşullarına mahkum ediliyor. Çıkartılan kiralık işçilik yasası bunun tescillenmesi anlamına gelmektedir. Sınıfın içinde bulunduğu bu olumsuz durumdan çıkabilmesi için yeni 15- 16 Haziranlara hatta onu da aşan günlere ihtiyacımız var. 15-16 Haziran başkaldırısı bugün de yolumuzu aydınlatıyor, Ne Yapmalı? sorusunun cevapları ve dersleri ile birlikte bize yol gösteriyor.

Bugün içinde bulunduğumuz gerici-faşist düzenden kurtulabilmek için, 15-16 Haziran günlerindeki mücadele ruhuyla baskılara, yasaklara karşı mücadele etmek dışında bir seçeneğimiz yoktur. Tek seçeneğimiz sınıfı örgütlemek, örgütlü mücadele etmektir.                                     

15-16 HAZİRANLARI AŞALIM, MÜCADELEYİ YAYGINLAŞTIRIP YÜKSELTELİM!

DEVRİMCİ PARTİ /MYK