Devrimci Parti resmi sosyal medya hesapları aracılığıyla 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak olan erken seçime ilişkin bir açıklama yayımladı.

Saray ve ortakları tarafından adeta bir baskın havasıyla erken seçim kararının ilan edildiğinin vurgulandığı açıklamada, yürütülecek olan sosyalist mücadelenin seçim eksenli olmaması gerektiğinin altı çizildi.

Yayımlanan açıklamanın tam metni ise şöyle:

 

SARAYIN HALKLARA BASKININI BOŞA DÜŞÜRECEĞİZ!
Saray, beklenilmez gibi görünen; ama tam da kendisinden beklenen bir tutumla, aylardır 2019’da yapılacağını iddia ettiği seçimlerin 2 ay içerisinde yapılacağını açıkladı. Kabul edilmelidir ki, AKP-MHP faşist/ırkçı koalisyonunun kamuoyuna duyurduğu seçim bir erken seçim değil; bir baskın seçimdir. Saray, “baskın basanındır” olgusuyla hareket etmiş, bütün ülkeyi, halkları ve bütün bir toplumsal muhalefeti bir oldubittiyle yüz yüze bırakmıştır. Devletin bütün imkânlarını arkasına alarak, medyanın satın alamadığı kısmını kapatarak ya da sessiz hale getirerek, seçim yasasını değiştirip YSK başkanını kendisine bağlı sıradan bir memur haline düşürerek, yani galip çıkabilmek için her çeşit hileyi ve düzeni yasal hale getirerek OHAL koşulları altında ülkeyi sıkışmış baskın bir seçimle yüz yüze bırakıp istediği sonucu almak istiyor.
Sarayın da halkın da son seçimi
Hemen herkes, ilan edilen baskın seçimin ülke halklarının belki de son seçimi olduğunun farkındadır. Saray bu seçimi bir varoluş meselesi olarak görmekte, seçimi kaybetmenin sadece iktidarı değil kendi varoluş koşullarını da kaybetmek anlamına geldiğini bilmektedir. Seçimin kaybedilmesi demek Saray, Saray’ın çevresindeki iktidar bloku, bu bloktan beslenen ve zenginleşen sermaye çevreleri, kırıntılarla zenginleşen ve AKP çevresinde kümelenmiş çıkar çevreleri açısından her şeyi kaybetmek anlamına gelecektir. Ulusal ve uluslararası ölçekte ekonomik ve siyasal suçların faturası bu çevrelere kesilecektir. Devlet imkânlarıyla toplumun üstüne çökmeye çalışan ve dini bir mekân olmaktan çıkıp çıkar çevresine dönüşmüş olan tarikatlar, partiyle olan bağlarını bir sermaye ilişkisine çeviren irili ufaklı bütün gruplar, halkların sömürülmesinden, katledilmesinden ve bir bütün olarak doğanın, devletin, toplumun yağmalanmasından pay alıp beslenen çevreler ortada kalacak, beslendikleri damarları kesilecek, hesap vereceklerdir.
Saray ve çevresi, kaybedecekleri her şeyin ve verecekleri hesabın farkında oldukları için iktidarda kalmaya mecburdur. Seçimi kazanmak, kaybetse de iktidara tutunmak için her şeyi yapacaklardır. Bu yüzden sadece sandığa giderek, sandığın güvenliğini sağladığını sanarak, sandıkla Saray’ı durduracağına inanarak, sandığın adaletine güvenerek Saray’ın karşısına çıkmak toplumsal muhalefet ve halk kitleleri açısından büyük bir gaflet olacaktır. Saray kadar halklar ve ötekileştirilmiş bütün toplumsal gruplar da bu baskın seçimin olası sonuçlarının farkındadır. Saray, seçimi dar bir zamana sıkıştırarak hem olası krizlerden bir an önce kurtulmayı hem de karşısındaki güçlerin derlenip toparlanmasını engellemeyi amaçlamaktadır. Baskına geleni baskına uğratmak, Saray’ın politikalarını boşa çıkarmak, faşizmi durdurmak ve yaşanan yıkımı sona erdirip, sermayeye, şovenizme ve erkek egemenliğine karşı mücadeleyi yükseltmek, ezilen halkların, işçi sınıfın ve yoksulların elindedir.
Her şey seçimden sonra başlayacak
24 Haziran’da kurulacak sandık ezilen halklar ve iktidar bloku açısından bir sonuç değil; sadece başlangıç olacaktır. Kabul edilmelidir ki, sandık sonucu ne olursa olsun 16 Nisan’daki gaflete düşülüp oyların çalınmasına sessiz kalmanın ya da Saray’ın sandığa rağmen iktidara tutunmak için provokasyonlarına yol vermenin faturası ağır olacaktır. Saray sandıktan galip çıkmak ya da sandık sonucunu boşa düşürmek adına her çeşit hileye ve provokasyona hazırdır ve mecburdur. Sadece sandığı hedef alan bir seçim çalışması bu nedenle 7 Haziran seçimlerinde olduğu gibi yenilgiye mahkum olacaktır. Tarihten ders çıkarılacaksa 7 Haziran’daki sandık zaferinin, 8 Haziran’da parlamento ayak oyunları, vahşi katliamlar ve şovenizmi kışkırtan, Kürt halkına karşı savaşla boşa düşürüldüğü doğru okunmalı aynı gaflete tekrar düşünülmemelidir.
Devrimci Parti tüm toplumsal muhalefeti Saray’ın şahsında cisimleşmiş faşizme karşı yekvücut olmaya, küçük seçim hesaplarından kaçınarak Saray’ı devirmek üzere yan yana durmaya, seçim sonrası gelişecek saldırı dalgasını ve provokasyonları göğüslemek adına seçim çalışmasını sadece sandığı değil Saray’ın iktidarını hedefleyen bir perspektifle ele almaya çağırır. Tüm ittifak ve yan yana geliş politikaları demokratik, anti-faşist muhalefetin derinleştirilmesi, birleştirilmesi Türkiye işçi sınıfı ve Kürt halkının şovenizme karşı, sermayeye, erkek egemen, mezhepçi faşist iktidara karşı yan yana durması ekseninde ele alınmalıdır. Kabul edilmelidir ki, halklara dayatılan bu baskın seçimle kalıcı hale getirilmeye çalışılan, kadınlara, Alevilere, Kürtlere, işçilere, doğaya, özgürlükten ve demokrasiden yana olan herkese, düşman olan faşist iktidarın kendisidir ve ancak birleşik mücadeleyle geri püskürtülebilir.
Sandıkta iki tercih söz konusu olacaktır; eşitlik, adalet, barış ve emekten yana olanlarla buna düşman Cumhur ittifakı. Devrimci Parti; tüm halkları, işçi sınıfını, yoksulları, kadınları, gençleri faşist Cumhur ittifakının karşısında durmaya, faşizmi yıkmak üzere omuz omuza mücadele etmeye çağırır.
DEVRİMCİ PARTİ